Yüzümün kan ile boyalı olmasının tek sebebi karımdır! Beyaz insanların bana korkutucu geldiğini biliyordu ve her defasında beyaz maskesini yüzüne sürerek tepkisini gösteriyordu. Sanki amacı kendini öldürtmekti. Ben de ona istediğini vermek için, eskiyen ahşap dolaplarımızın bulunduğu mutfakta, o ocaktaki yemeği karıştırırken tezgahın üzerine bıraktığı bıçakla yaraladım. Çığlıklarına kulak asıp, yüzünü ve kendi yüzümü kanıyla boyadım ve dedim ki “Bunu görüyor musun Nathalie, en sevmediğin şey bu değil miydi? Kırmızıyı sevmezdin, kandan ise korkardın. Küçük bir sıyrıkta ise ağlayıp sızlardın. Değil mi Nathalie? Görüyor musun ikisini bir araya getirdim. Korku ve nefreti…” Şaşkınlık, korku ve öfke duygularını bir arada yaşıyor gibiydi. Her geçen salise daha çok kan tükettiği gibi, ruhunu da yitiriyordu. Bir süre sonra çığlıklar kesildi ve yüzü soldu. Sürdüğü maskeden daha fazla hem de. Öylesine sinirlendim ki bu duruma karşı, vücudunun dört bir yerinden bıçaklayıp ağlamaya başladım. Dökülen kanları vücudunda gezdirip, beyazlığı gidermeye çalıştım fakat olmadı. Zaman geçtikçe vücudu daha çok beyazlamaya ve kokmaya başlamıştı. Karımın bedenini öylece bırakıp, ölümle boyanmış ellerimi koridorun duvarlarına sürte sürte ilerledim. İşte bugün ölümün kanla buluştuğu gündü!


Sevgilerle, Leydi Macbeth.





