İlahiler mırıldandık, verdiklerini bir hırsla geri almasın diye. Gözlerinin içine bakarak yalvarmamızdan zevk duydu. Aldı ve daha çok yalvarmamızı bekledi. Geceleri gündüzlerle karıştıralım, varlığı için şükredelim istedi. Korkuttu başta kaybedişlerimiz, fakat daha sonra alıştırdı korkuya. En derininden defalarca bıçaklasa akmazdı artık kanımız. Dökülüp kurumuştu toprağında çünkü. Yaşıyorduk, korkularımıza, arzularımıza ihtiyaç duymadan. Bir ot gibi; doğuyor, büyüyor ve ölüyorduk. Ya biri eziyordu bizi, ya da yağmıyordu yağmurları. Bir şekilde duygusal bağlarımız olmadan ölüyorduk. Bizi insan yapan değerleri yitirmiştik, bir ottan farkımız kalmamıştı. Yaşama içgüdümüz de yoktu. Bir ihtiyar gibi yürüyor, bir şey düşünmüyor, oflamıyor, lanet etmiyorduk. Sessizce ölmeyi bekliyorduk. Bir ceylan gibi kaçmıyor, bir aslan gibi avına sinsice yaklaşmıyorduk. Doğaya aykırıydık artık. Bir amacımız, arayışımız yoktu.
Sanırım bir tane olabilirdi. Ölüm, kaçınılmaz bir arayış olabilirdi bizim için.