Kategori arşivi: Arayış

Ölüm, Kaçınılmaz Bir Arayış

İlahiler mırıldandık, verdiklerini bir hırsla geri almasın diye. Gözlerinin içine bakarak yalvarmamızdan zevk duydu. Aldı ve daha çok yalvarmamızı bekledi. Geceleri gündüzlerle karıştıralım, varlığı için şükredelim istedi. Korkuttu başta kaybedişlerimiz, fakat daha sonra alıştırdı korkuya. En derininden defalarca bıçaklasa akmazdı artık kanımız. Dökülüp kurumuştu toprağında çünkü. Yaşıyorduk, korkularımıza, arzularımıza ihtiyaç duymadan. Bir ot gibi; doğuyor, büyüyor ve ölüyorduk. Ya biri eziyordu bizi, ya da yağmıyordu yağmurları. Bir şekilde duygusal bağlarımız olmadan ölüyorduk. Bizi insan yapan değerleri yitirmiştik, bir ottan farkımız kalmamıştı. Yaşama içgüdümüz de yoktu. Bir ihtiyar gibi yürüyor, bir şey düşünmüyor, oflamıyor, lanet etmiyorduk. Sessizce ölmeyi bekliyorduk. Bir ceylan gibi kaçmıyor, bir aslan gibi avına sinsice yaklaşmıyorduk. Doğaya aykırıydık artık. Bir amacımız, arayışımız yoktu.

Sanırım bir tane olabilirdi. Ölüm, kaçınılmaz bir arayış olabilirdi bizim için.

Geride Bıraktığımız Gelecek, İlerlediğimiz Geçmiş

Ellerimiz sadece bir canlı öldürerek kana bulanmaz. Yanlış eylemlerimizden kaçmaya çalışırken de bulanır. Yaptıklarımızın bedellerinden kaçmak, inkar etmek bizi daha çok korkuya daha çok yalana ve daha çok dolambaça sürükler. Elimizde kanlı bir bıçakla kaçacak -saklanacak ve saklayacak- yer ararız. Koşarız, uzaklaşmanın verdiği garip hazzı rüzgarın suratımızda dalgalanışıyla hissederiz. Huzur denemez ya da korku. Kaçmaya başladığımız andan itibaren güven hissiyatının yanında bir kalp sızısı oluşur bedenimizde. Bu yüzden tam bir tanım yapılamaz bu hisse. Delici kalp atışımızın yankılanışını koştuğumuz sokak boyunca dinler, rüzgara karşı geliriz. Fakat bu kaçış aynı zamanda bir arayıştır. Sonsuza kadar kaçmak istemeyişin arayışı. Nitekim bir umuttur bu. Öyle ki bu umudu, bir mezarlıkta buluruz. En dip köşeyi kazar, üzerimizde taşıdığımız kanlı korkuyu oraya gömer ve evimize gideriz. Başımızı yastığa koyar, tavanı seyrederek güneşin doğmasını bekleriz. Her korkak insanın içinde güneşe olan bir tutku vardır. Gerçeklerin ortada oluşuna ihtiyaçları olduklarından, geceleri sevmezler. Tam güneş doğduğu anda deliksiz bir uykuya dalarlar çünkü sığındıkları liman onları korumaya başlamıştır. Ancak akledilmez ki kanlı korkuların uyandığımız ilk andan itibaren kapımızda belireceği. Kapattığını düşünse de hiç bırakamaz ki insan geçmişini. Korkularını gömdüğü toprağa gidip eşeler ki defalarca. Gizli ama kendisinden uzak olduğunu bilerek, korkularını izleyerek yaşar. İşte bir insan hayatı geçmişi saklamak ve deşmekle geçer. Böylelikle insan hiçbir zaman hayatına devam edemez.

Sevgilerle, Leydi Macbeth.