Belli belirsiz anlarda yaşamın gözlerini fark ederiz. Öylece işi bırakıp düşünmeye başlarız. Ruhumuz oradaki varlığını kaybeder. Evde olduğunuzu varsayarak yürümek gibidir bu kaybediş. Bedeninizi siz kontrol etmiyorsunuzdur, adeta biri tarafından ittiriliyorsunuzdur. Ayaklarınız ağrıdan duramayacak hale bile gelse, yürümeye devam edersiniz öylece. Zihnimizdeki evin varlığı gerçeği unutturur bize.
Yaşamın gözleri de, birine gerçekten baktığınızda ortaya çıkar. O insanın içini, acısını, mutluluğunu gördüğünüzde… Niçin olduğunu bilmezsiniz sadece hissedersiniz. Dinlemenize gerek yoktur bazen anlayabilmeniz için. Hatta bazen dinleseniz bile anlamazsınız, hissetmelisiniz. Görmeyi öğrenmelisiniz. İncelemelisiniz. İyi bir oyuncu da olmalısınız, anladığınızı hissettirmemelisiniz çünkü. Anladığınızı fark ettiklerinde bir ceylan misali kaçarlar. Anlaşılmak güzel gibi görünse de, öyle değildir. Avlanmanız artık an meselesidir.
İşte her şeyimle sana döndüm tanrım. Dünyanın adaletsizliğinden döndüm sana, söylesene tanrım ne istedin kadınlardan? Neden cinsiyetçi davrandın? Neden onları güçsüz gördün? Görüyor musun tanrım, ben görüyorum da. Hayatımda gördüklerimden söylüyorum, karşılaştığım en güçlü insanlar kadınlar oldu. Peki tanrım, ne istedin çocuklardan? Melek diye adlandırdığın, günahsız yavrucaklardan ne istedin? Neden ölümün, açlığın, kötülüğün elinden kurtarmadın? Melekleri tanrım, neden kurtarmadın? Seçim hakkı olmayan melekleri neden kurban ettin? Neden insanlara başkasının özgürlüğünü kısıtlama hakkı sundun? Doğruyu yanlışı ayırt edebilsinler diye mi? Onların bu yanlışları görmeye ne hakkı var? Söylesene tanrım aslında var olmadığını, dinlerin yanlışlardan ibaret olduğunu. Ölümden sonra hayatın olmadığını, hayatta yasakladığın şeylerin ölümden sonra günah olmamasının saçmalığını… Söylesene tanrım, gerçekten egonu tatmin etmek için yaratmadıysan, ne için yarattın?
[Bu yazıyıyı id, ‘ego ve süperego’ konulu yapacağım daha sonra.]
Her şey tanrının elindeyse o zaman korkmamalı. Çünkü henüz kimse tanrının bir şey yaptığını görmedi. Korkacaksanız tanrının varlığını öne sürüp sizi kontrol altına almak isteyen insanlardan korkun. Tanrının varlığı muammadır ama şeytanın gerçek olduğu açık. Her insanın içinde, büyümeyi ve insan bedenini kontrol etmeyi bekliyor. Kendinizden ve içinizdeki şeytanın varlığından korkun. Kendi sonunuzu getirecek sizlersiniz.
Bir mahkeme kuruluyor, yeryüzündeki karanlığa itaat eden adalet mahkemelerine benzemeyen… Her şeyin açıkta olduğu, affın ve gafletin olmayacağı, suçların kesin hükümleri olduğu bir düzende. Tanrının hakimliği ve itaatkar meleklerinin önderliğinde savcıların, avukatların bulunmadığı ve tek bir kişinin sorgulandığı mahkeme tanrının emri üzerine iblisle başlıyor. Karanlığın ve kibrin sesi iblis, tüm renkleriyle mahkemede buldu kendini. Tanrı suçlarını açık etmeden, iblise söz bağışladı cezasını almadan son sözlerini söyleyebilmesi için. O sırada melekler, şeytanın etrafında çember haline geldiler. İblis söze başladı.
“Tanrım, farklılığı bana neden bağışladınız? Neden ben etrafımı çevreleyen şu melekler gibi nurdan yaratılmadım? Neden irade verdiniz bana? Her şeyi baştan sona biliyorduysanız, zaman kavramının sizin için önemi yoktuysa neden bana engel olmadınız? Neden yaratmaktan vazgeçmediniz? İrade sahibiyim ben, melekleriniz değil. Aramızdaki en büyük fark buydu. Onlar gibi davranmamı istediniz. Sırf gücünüzün emriniz altında olmayan birine yetip yetmeyeceğini bilmek için irade bağışladınız. Sadece benim değil, insanlığın önüne de geçmediniz. Ben cezamı biliyorum, ebedi karanlık ve ben kendime mahkumum. Acılarımın kibirle buluşmasını zevkle izlediniz. Ben size değil, insanlara itaat etmedim. Öyle bir üstünlük oyunu ki bu, hepimiz bir piyondan ibaretiz değil mi Tanrım? İnsanları gözlemledim bu süre boyunca. Tıpkı benim gibi onları da farklı yarattınız. Hatta bizi cezalandırdınız. Farklılıklarımızı kusurlaştırdınız. Aslında biliyor musunuz asıl kibir sahibi sizsiniz. Bizi piyon yerine koyarak asıl kibirliliği siz yaptınız. Ben her türlü cezamı çektim, bütün suçlar bana ait. İnsanların acılarını ve eziyetlerini gördüm. Hırsımdan ve sözümden dönemedim.” Tanrı bu konuşmanın üzerine tek bir söz söyledi.
“Doğrunun var olabilmesi için yanlışın da var olması gerekiyordu Azazil. Açtığım bu yolda doğrunun ve yanlışın iradenle farkına varmanı istedim.” Şeytanın hükmü belirlendi, ve tüm karanlık mahkemeden silindi.