Günahları tercih etmek miydi en büyük acizlik, yoksa kendimizi sınırların içine hapsetmek mi?
İnsanlar kendilerini bulmak için günah işler. Ben ise belli kurallar içerisinde otlayan sürüdeki koyunlardan biri değil, onları avlayan kurt olmak istiyordum.
Kategori arşivi: Yazılarım
Yanılsamalara Yanılgımız
Doğru ve yanlış yaşamın süreğenliğinde yer değiştirir. Bu yüzden de tamamen kabul edebileceğimiz tek şey hiçlik olur. Fakat ne yazık ki insan duyguları engel olur bu gerçekliğe. Aslında birer yanılsama, kandırmacadan ibarettirler. Korkutucu olan da budur. Bir duygu nasıl bu kadar gerçekçi hissettirebilir? Hiçlikten korktuğumuz için mi bu yanılgı?
2015’den kalma bir yazı.
Olduğumuz ve Olmak İstediğimiz
Hayat, geçirdiğimiz her saniye uzaklaştırıyor bizi hayallerimizden. Artık olduğumuz kişiyi öylesine benimsiyoruz ki asıl hayallerimizi yapmaktan utanmaya başlıyoruz. Olduğumuz ve olmak istediğimiz kişi hep birbirinden uzaklaşmaya devam ediyor.
İd, Ego ve Süperego
İşte her şeyimle sana döndüm tanrım. Dünyanın adaletsizliğinden döndüm sana, söylesene tanrım ne istedin kadınlardan? Neden cinsiyetçi davrandın? Neden onları güçsüz gördün? Görüyor musun tanrım, ben görüyorum da. Hayatımda gördüklerimden söylüyorum, karşılaştığım en güçlü insanlar kadınlar oldu. Peki tanrım, ne istedin çocuklardan? Melek diye adlandırdığın, günahsız yavrucaklardan ne istedin? Neden ölümün, açlığın, kötülüğün elinden kurtarmadın? Melekleri tanrım, neden kurtarmadın? Seçim hakkı olmayan melekleri neden kurban ettin? Neden insanlara başkasının özgürlüğünü kısıtlama hakkı sundun? Doğruyu yanlışı ayırt edebilsinler diye mi? Onların bu yanlışları görmeye ne hakkı var? Söylesene tanrım aslında var olmadığını, dinlerin yanlışlardan ibaret olduğunu. Ölümden sonra hayatın olmadığını, hayatta yasakladığın şeylerin ölümden sonra günah olmamasının saçmalığını… Söylesene tanrım, gerçekten egonu tatmin etmek için yaratmadıysan, ne için yarattın?
[Bu yazıyıyı id, ‘ego ve süperego’ konulu yapacağım daha sonra.]
İkilemler ve Ağıtlar
Korkunç bir ikilemle ruhunun derinliklerindeki engin denizde sürükleniyor, ruhunun ağıdını dinleyip korkuyla bir oluyor. İçinde başlattığı savaşın karmaşasına; yağmurun, dalgaların tinsel birleşimine tanıklık ediyor ve yaşam döngülerindeki düzene karşı çıkarak bu korkunç ikilemle sonsuzluğa ilerliyor.
Bencilliğin Portresi
İnsan bencildir, geçtiği yerleri harap eder ve yoluna devam eder. Kendi ihtiyacı uğruna sever, yalanlar söyler. Yaptığı bütün eylemler kendini koruma ve hayatta kalma üzerinedir. İnsana duygulu varlık dense de, aslında bütün hisleri kendi bencilliğine çıkar. Hayatta kalma arzusuyla sergilediği tavırlar; yalnız kalma korkusuyla gösterdiği yalancı üzüntüler bir hissin eseri değildir, ihtiyaçlarınındır.
Ölüm, Kaçınılmaz Bir Arayış
İlahiler mırıldandık, verdiklerini bir hırsla geri almasın diye. Gözlerinin içine bakarak yalvarmamızdan zevk duydu. Aldı ve daha çok yalvarmamızı bekledi. Geceleri gündüzlerle karıştıralım, varlığı için şükredelim istedi. Korkuttu başta kaybedişlerimiz, fakat daha sonra alıştırdı korkuya. En derininden defalarca bıçaklasa akmazdı artık kanımız. Dökülüp kurumuştu toprağında çünkü. Yaşıyorduk, korkularımıza, arzularımıza ihtiyaç duymadan. Bir ot gibi; doğuyor, büyüyor ve ölüyorduk. Ya biri eziyordu bizi, ya da yağmıyordu yağmurları. Bir şekilde duygusal bağlarımız olmadan ölüyorduk. Bizi insan yapan değerleri yitirmiştik, bir ottan farkımız kalmamıştı. Yaşama içgüdümüz de yoktu. Bir ihtiyar gibi yürüyor, bir şey düşünmüyor, oflamıyor, lanet etmiyorduk. Sessizce ölmeyi bekliyorduk. Bir ceylan gibi kaçmıyor, bir aslan gibi avına sinsice yaklaşmıyorduk. Doğaya aykırıydık artık. Bir amacımız, arayışımız yoktu.
Sanırım bir tane olabilirdi. Ölüm, kaçınılmaz bir arayış olabilirdi bizim için.
Lakayıt Bedenler
Korkmaktan korkmayın dostlar! Hayat sizi öyle giriftlikle sınar ki, korkmak için bir sebep ararsınız. Lakaytlık bedeninizi aşıp, ruhunuza indiğinde acı dahi olsa hissetmek istersiniz. Anlam arayışınızın son raddesi de budur. İçinden çıkamayacağınız bir duruma girer ve yoksunlaşırsınız. Hislerden yoksunluk; acıdan, cahillikten katbekat daha kötüdür.
Gerçi bana göre hepsi masaldan ibaret. Sadece çocukların masallarla kendini huzurlu hissettiğini sanırdım ama insan hayatında hep arıyormuş masalları. Aklı ermese de, hep içinde bir yerlerde o kötünün pençesindeki iyinin kurtulmasını istiyormuş insan. Ne garip değil mi iyilik ve kötülük diye sınırlandırmamız, sınıflandırmamız? Artık bu masallar öyle içimize işledi ki, söküp atamıyor ve saygı duymaktan vazgeçemiyoruz. Anılara benzedi hepsi. Korkumdur, ruhumun en derinliklerindeki anıları deşmek.
Sevgilerle, Leydi Macbeth.
Tanrısal Kucaklaşma
Her şey tanrının elindeyse o zaman korkmamalı. Çünkü henüz kimse tanrının bir şey yaptığını görmedi. Korkacaksanız tanrının varlığını öne sürüp sizi kontrol altına almak isteyen insanlardan korkun. Tanrının varlığı muammadır ama şeytanın gerçek olduğu açık. Her insanın içinde, büyümeyi ve insan bedenini kontrol etmeyi bekliyor. Kendinizden ve içinizdeki şeytanın varlığından korkun. Kendi sonunuzu getirecek sizlersiniz.
Ateş ve Tütsü ile Hanımım, Ateş ve Tütsü ile…
Gördünüz mü hanımım, akıtıyorum boyalarımı. O nefret ettiğiniz yüzümü ateş ve tütsüyle karıştırıyorum. Ne içindi bu nefretiniz bilmiyorum. Kocanızın ilgisini çektiği için mi, yoksa altınlarınızın yüzünüzden daha çok dikkat çekiyor oluşundan mı? Ben de size imrendim hanımım, çok fakir bir ailede büyüdüm. Elbiselerimizi görseniz, sırf o kirliliği görmemek için fazladan gümüş para verirdiniz. O köyde ne eziyetler çektiğimi bir bilseniz! Sizin hiç benliğinize el sürülmeye çalışıldı mı hanımım? Hiç denildi mi size, güzelliğini kullan anca öyle kurtulursun bu ölü kokmuş diyardan… Siz hiç ruhunuzu zincirlemişler gibi hissettiniz mi hanımım? Hiç istemediğiniz bir yerde, kirli bedeninizle kilitli kapılarda aç, susuz kaldınız mı hanımım? Ölmeyi arzu ettiniz mi hiç? Ölesiye korktunuz mu hiç ölmekten? Size geldiğim ilk günü bilirsiniz hanımım. Samanlığa yollanırken kaçıvermiştim o ölü diyardan. O kadar yürümüştüm ki, beni ilk gördüğünüzde elinizde eve götürmek için tuttuğunuz sürahiyi bana uzatmıştınız ürkerek. On yedi yaşlarımdaydım daha, çocukluğumu yaşayamamıştım da. Oğullarınızla, kızlarınızla kaynaşmıştım. Ailem gibi gördüm sizi. Fakat beni yanınıza aldığınız günden beri biliyorum güzelliğime imrendiğinizi. Bu imrenmenin günden güne arttığını biliyorum hanımım, tanrıya olan sadakatinizden dolayı gönderemediğinizi de biliyorum. Biliyorum hanımım, her şeyi biliyorum. Kocanızına karşı sevginizi biliyorum, ailenizi ne kadar önemsediğinizi biliyorum. Her şeyi biliyorum hanımım. Suçlu benim, tüm olanların suçlusu benim. Ölmeliydim, size açılan o yolda ruhumu kaybetmeliydim. Yapamadım, affedin. Sizin de hayatınızı o üzerimdeki kıyafetler gibi kirlettim ama korkmayın. Artık tanrıya karşı borcunuz kalmayacak..