Leydi Macbeth tarafından yazılmış tüm yazılar

Ne olduğumdan bahsetmek isterdim fakat şöyle ki tanımlamak kısıtlamaktır. Açın gözlerinizi, açın ki hala bir şey göremeyeceğinizi göstereyim.

İd, Ego ve Süperego

İşte her şeyimle sana döndüm tanrım. Dünyanın adaletsizliğinden döndüm sana, söylesene tanrım ne istedin kadınlardan? Neden cinsiyetçi davrandın? Neden onları güçsüz gördün? Görüyor musun tanrım, ben görüyorum da. Hayatımda gördüklerimden söylüyorum, karşılaştığım en güçlü insanlar kadınlar oldu. Peki tanrım, ne istedin çocuklardan? Melek diye adlandırdığın, günahsız yavrucaklardan ne istedin? Neden ölümün, açlığın, kötülüğün elinden kurtarmadın? Melekleri tanrım, neden kurtarmadın? Seçim hakkı olmayan melekleri neden kurban ettin? Neden insanlara başkasının özgürlüğünü kısıtlama hakkı sundun? Doğruyu yanlışı ayırt edebilsinler diye mi? Onların bu yanlışları görmeye ne hakkı var? Söylesene tanrım aslında var olmadığını, dinlerin yanlışlardan ibaret olduğunu. Ölümden sonra hayatın olmadığını, hayatta yasakladığın şeylerin ölümden sonra günah olmamasının saçmalığını… Söylesene tanrım, gerçekten egonu tatmin etmek için yaratmadıysan, ne için yarattın?

[Bu yazıyıyı id, ‘ego ve süperego’ konulu yapacağım daha sonra.]

İkilemler ve Ağıtlar

Korkunç bir ikilemle ruhunun derinliklerindeki engin denizde sürükleniyor, ruhunun ağıdını dinleyip korkuyla bir oluyor. İçinde başlattığı savaşın karmaşasına; yağmurun, dalgaların tinsel birleşimine tanıklık ediyor ve yaşam döngülerindeki düzene karşı çıkarak bu korkunç ikilemle sonsuzluğa ilerliyor.

Bencilliğin Portresi

İnsan bencildir, geçtiği yerleri harap eder ve yoluna devam eder. Kendi ihtiyacı uğruna sever, yalanlar söyler. Yaptığı bütün eylemler kendini koruma ve hayatta kalma üzerinedir. İnsana duygulu varlık dense de, aslında bütün hisleri kendi bencilliğine çıkar. Hayatta kalma arzusuyla sergilediği tavırlar; yalnız kalma korkusuyla gösterdiği yalancı üzüntüler bir hissin eseri değildir, ihtiyaçlarınındır.

Macbeth, Kitap ve Film Konuşması -Düzenlenecek-

“Görünüşünüz günahsız bir çiçek olsun, siz onda gizlenen bir yılan.”

“Yapmaktan korktuğun ama yapılmadan bırakılmasını istemediğin şeyi yapmalısın!” diye haykıran sesi dinlemelisin.

“Unutma ki bu aşağılık dünyadasın: Kötülüğü baş tacı edip, iyiliği çılgınlık sayan dünyada.”

“Ne olacaksa olur, bırak olsun; en kötü gün de sonucuna varır, bırak varsın.”

“Tanrı adına dünyayı kandırdılar… Ancak tanrıyı kandıramayıp geldiler işte buraya.”

Sevgiler, Leydi Macbeth.

Ouroboros, Adem ile Havva

Ouroboros, kendi kuyruğunu ısıran bir yılan resmedilen sembol. Kendini yaratmayı sembolize eder. Ayrıca “doğanın ebedi döngüsü” ‘nü ifade etmektedir.

Platon’un görüşlerinden de bahsetmek gerekir.

Platon, evrendeki ilk yaşayan şeyi kendi kendini yiyen sirküler bir varlık olarak betimlemiştir: Bir ölümsüz, mükemmel olarak oluşturulmuş hayvan. Yaşayan varlığın onun dışında görülecek hiçbir şey kalmadığında göze ihtiyacı kalmamıştı; ya da kulağa duyulacak hiçbir şey olmadığında;ve solunacak etrafını çevreleyen bir hava yoktu; ya da besinini almasını ve sindirmiş olduğundan kurtulmasını sağlayabilecek olan organların bir kullanımı olamazdı, çünkü ondan çıkan veya içine giren bir şey yoktu: bu yüzden onun dışında bir şey de yoktu. Yaratılışındaki tasarı nedeniyle, kendi artığı onun besinini sağlıyor, bütün yaptığı ya da çektiği acı kendi içinde, kendi tarafından meydana getiriliyordu. Şunu anlamış olan yaratıcı için kendi kendine yeten bir varlık, hiçbir eksiği olmayandan çok daha mükemmel olacaktı, ve, hiçbir şeyi almaya ya da kendini herhangi birine karşı savunmaya ihtiyacı olmayacağından, yaratıcı ona el vermenin gerekli olmadığını düşündü, ya da ayak ya da tüm yürüme aparatını; ama onun küresel formuna uyan hareket ona tahsis edilmişti, akla ve zekaya en çok uygun olan 7 tanenin hepsi olarak; aynı tarzda ve aynı nokta üzerinde, kendi limitleri dahilinde bir daire içinde dönerek hareket etmesi için yapılmıştı. Ama diğer altı hareket ondan alındı ve o sapmalarına dahil olamayacak şekilde yapılmıştı. Ve bu sirküler hareket ayağa ihtiyaç duymadığından, evren ayaksız ve elsiz yaratılmıştı.

Benim için değerli bir sembol. Kötülüğün ebedi döngüsünü çağrıştırıyor. Bilirsiniz, yılanlar hep kötü bir role sahip olmuştur. Eski ahitte tanrının yılanı lanetlediğinden bahsedilmiştir. Aslında ondan da bahsetsek iyi olur.

Hayvanların en hilekârı olarak nitelendirilen yılan kadınla karşılaşır ve onu iyilik ve kötülüğü bilme ağacının meyvesinden yemesi için ikna etmeye uğraşır. Kadın, bahçenin ortasındaki ağacın meyvesinden yemeyi Tanrı’nın kendilerine yasakladığını ve şayet yerseler öleceklerini, ifade ettiğini söyler. Yılan ise, bu meyveyi yemekle ölmeyeceklerini, bunu Tanrı’nın da çok iyi bildiğini, o meyveyi yediklerinde iyiliği ve kötülüğü bileceklerini ve Tanrı’yla aynı özelliklere sahip olacaklarını söyler. Bu sözler karşısında kadın ikna olur ve o da Âdem’i ikna eder. Önce kadın yer daha sonrada yemesi için Âdem’e de meyveden verir. Meyveyi yer yemez birden gözleri açılır ve o ana kadar farkına varmadıkları şeylerin farkına varırlar. İlk kez çıplaklıklarından utanç duyarlar, cinselliğin farkına varmışlardır. Buldukları incir yapraklarıyla edep yerlerini kapatırlar. Akşam serinliğinde bahçede gezintiye çıkan Tanrı, Âdem’i ve eşini göremez ve onları arar. Ağaçların arasına saklanan Âdem, nerede olduğunu soran Tanrı’ya çıplak olmasından dolayı utandığını ve saklandığını söyler. Tanrı, Âdem’in yasak meyveyi yediğini anlar. Olayın gelişimini anlatan Âdem, kendisini kadının kandırdığını, kadın da kendisini yılanın kandırdığını söyler. Tanrı önce yılanı lanetler. Daha sonra da kadına zahmetli bir hayat bahşettiğini, gebeliğini artıracağını, büyük acılar çekeceğini, kocasının onun üzerinde hakimiyet kuracağını ve kadının arzusunun da daima erkeğe karşı olacağını belirtir.

Âdem’i ise toprağa bağımlı kılar. Toprak onun yüzünden hem lanetlenmiştir hem de kaderi olmuştur. Alındığı toprağa geri döndüğü zamana kadar onun üzerinde emek sarf edip duracaktır. Oysa cennette emeksiz olarak mutlu, huzurlu bir şekilde yaşıyordu. Âdem, karısının adını Havva koyar. Havva artık “bütün yaşayanların anası” olmuştur. Bundan sonra Tanrı, kendisine karşı itaatsizlik suçu işleyen bu ilk insan çifti için nihai kararını açıklar: “İşte, adam iyiyi ve kötüyü bilmekte bizden birisi gibi oldu ve şimdi elini uzatmasın ve
hayat ağacından almasın ve ebediyen yaşamasın diye böylece Rab Tanrı, içinden alındığı toprağı işlemek için çıkardı. Ve adamı kovdu, ve hayat ağacının yolunu korumak için Eden bahçesinin şarkına Kerubileri ve her tarafına dönen
kılıcın alevini koydu.”

Yaratılış öyküleri hoşuma gidiyor. Muhtemelen bu tür yazılara devam ederim.

Sevgiler, Leydi Macbeth.

Ölüm, Kaçınılmaz Bir Arayış

İlahiler mırıldandık, verdiklerini bir hırsla geri almasın diye. Gözlerinin içine bakarak yalvarmamızdan zevk duydu. Aldı ve daha çok yalvarmamızı bekledi. Geceleri gündüzlerle karıştıralım, varlığı için şükredelim istedi. Korkuttu başta kaybedişlerimiz, fakat daha sonra alıştırdı korkuya. En derininden defalarca bıçaklasa akmazdı artık kanımız. Dökülüp kurumuştu toprağında çünkü. Yaşıyorduk, korkularımıza, arzularımıza ihtiyaç duymadan. Bir ot gibi; doğuyor, büyüyor ve ölüyorduk. Ya biri eziyordu bizi, ya da yağmıyordu yağmurları. Bir şekilde duygusal bağlarımız olmadan ölüyorduk. Bizi insan yapan değerleri yitirmiştik, bir ottan farkımız kalmamıştı. Yaşama içgüdümüz de yoktu. Bir ihtiyar gibi yürüyor, bir şey düşünmüyor, oflamıyor, lanet etmiyorduk. Sessizce ölmeyi bekliyorduk. Bir ceylan gibi kaçmıyor, bir aslan gibi avına sinsice yaklaşmıyorduk. Doğaya aykırıydık artık. Bir amacımız, arayışımız yoktu.

Sanırım bir tane olabilirdi. Ölüm, kaçınılmaz bir arayış olabilirdi bizim için.

Lakayıt Bedenler

Korkmaktan korkmayın dostlar! Hayat sizi öyle giriftlikle sınar ki, korkmak için bir sebep ararsınız. Lakaytlık bedeninizi aşıp, ruhunuza indiğinde acı dahi olsa hissetmek istersiniz. Anlam arayışınızın son raddesi de budur. İçinden çıkamayacağınız bir duruma girer ve yoksunlaşırsınız. Hislerden yoksunluk; acıdan, cahillikten katbekat daha kötüdür.

Gerçi bana göre hepsi masaldan ibaret. Sadece çocukların masallarla kendini huzurlu hissettiğini sanırdım ama insan hayatında hep arıyormuş masalları. Aklı ermese de, hep içinde bir yerlerde o kötünün pençesindeki iyinin kurtulmasını istiyormuş insan. Ne garip değil mi iyilik ve kötülük diye sınırlandırmamız, sınıflandırmamız? Artık bu masallar öyle içimize işledi ki, söküp atamıyor ve saygı duymaktan vazgeçemiyoruz. Anılara benzedi hepsi. Korkumdur, ruhumun en derinliklerindeki anıları deşmek.

Sevgilerle, Leydi Macbeth.

Tanrısal Kucaklaşma

Her şey tanrının elindeyse o zaman korkmamalı. Çünkü henüz kimse tanrının bir şey yaptığını görmedi. Korkacaksanız tanrının varlığını öne sürüp sizi kontrol altına almak isteyen insanlardan korkun. Tanrının varlığı muammadır ama şeytanın gerçek olduğu açık. Her insanın içinde, büyümeyi ve insan bedenini kontrol etmeyi bekliyor. Kendinizden ve içinizdeki şeytanın varlığından korkun. Kendi sonunuzu getirecek sizlersiniz.

Rajaz,

When the desert sun has passed horizon’s final light
and darkness takes its place…
we will pause to take our rest.
sharing songs of love,
tales of tragedy.

The souls of heaven
are stars at night.
they will guide us on our way,
until we meet again
another day.

When a poet sings the song and all are hypnotised,
enchanted by the sound…
we will mark the time as one,
tandem in the sun.
the rhythm of a hymn.

The souls of heaven
are stars at night.
they will guide us on our way,
until we meet again
another day.

When the dawn has come
sing the song,
all day long.

We will move as one,
bear the load
on the road.

The souls of heaven
turn to stars
every single night
all across the sky…
they shine.

Bu şarkıya esir olabilirim, o çöl rüzgarını ayağımın altında ıslanan kumu hissedebilirim. Gözyaşlarım bir yıldız gibi kayarken, güneşi tenimde hissedebilirim. Gözlerimi her kapattığımda buluşmayı bekleyebilirim. Açtığımdaysa ayın soğukluğunu ve gerçekliğini, buluşmanın olanaksızlığını bilebilirim.

Ey, göklere süzülen ve estikçe beni kendine bağlayan, söyler misin var mıdır kanatlarında başka birini de taşıyabilecek güç?

Yoksa dolu mudur kanatların başka insanlarla?

Sevgiler, Leydi Macbeth.